Andlar’daki Yüksek Şamanlar’dan, Laika’lardan gelen kadim bir söz var:  “AYNİ”

Öncesinde sorularım ve bahsetmek istediklerim var.

Cilt hücrelerinin her 7 günde bir yenilendiğini biliyor musunuz?

Bedenimizin ise 7 ila 8 ayda hücresel bazda tamamen yenilenebildiğini biliyor musunuz?

Sigarayı bırakmayı denemiş olanlar bir insan bedeninin ne kadar “hazır ve affedici” olduğunu deneyimlemiştir: bir gün içerisinde bedenin karbonmonoksitten arındığını, 3 ay içerisinde dolaşımın düzeldiğini, bedenin sağlıklı işleyişine geri dönme sürecini yaşamıştır. Çok kısa zamanda reset’leyebilir ve biz bir adım attığımızda kucaklayıcılığıyla şaşırtır, içsel iyileşme gücümüzü, mekanizmalarımızı, mucizevi yapıyı hatırlatır.

Hepimiz ve herşey sonsuz bir Kozmik Ağ’ın içerisinde birbirine bağlıysa ve yaşamı davranışlarımızla, sözlerimizle, düşündüklerimizle, seçimlerimizle, hakikatimizle dokumaya devam ediyorsak bedenimizde olan bitenin doğa ile bağını da görebiliriz.

Ruhsal döngülerimizle doğal döngülerin ayrı olmadığını farkedebiliriz.

Toprak Ana’nın besleyiciliği, şefkati, şifası, bolluk bereketi ve Gökyüzü Baba’nın ışığı, sevgisi, yaşam enerjisi tarafından desteklendiğimizi hissedebiliriz.

Doğa yenilenmeyle, canlılık ve güzellik ile ilerler, her gün, her sabah, her an!

Bu zorlu değişim zamanlarında, karantina günleri ve corona ile ilgili yayınlanan pek çok şey arasında şu yazı gözüme çarptı:

“Annemiz yaptıklarımızı düşünmemiz için bizi odalarımıza gönderdi.”

Gülümsetti, çünkü hissettiklerimle paralel:

Böyle devam edersek Toprak Ana bizi üzerinden silkeleyebilir 🙂

Tüm bu seller, yangınlar, depremler, pandemi birer mesaj gibi.

Carl Jung’un da dediği gibi:

“Tüm kaosun içinde aslında bir kozmoz var ve tüm düzensizliğin içinde gizli bir düzen.”

Yüzyıllar içerisinde feminen/dişi olanın kıymetinin unutuluşu veya tamamen arka plana itilişi, insanoğlunun kendini dünyanın ve üzerindekilerin hakimi, toprağın sahibi addetmesi, ağaçlara, hayvanlara, ormanlara hoyratlığı, düşüncesizce tüketim odaklı yaşayışı, savurganlığı, interaktif olmayan, kopuk dünya görüşü, BATILI anlayışla ŞAMANİK anlayışın uyuşmadığı noktalar. Derin bir konu, ayrı bir yazıda tekrar daha geniş olarak ele almak üzere.

Ve bizler tekrar temel olana, yalın olana, gerçeğe, her birimizin içinde arkaik olarak zaten varolana dönüş yapmaya yöneliyoruz.

Tabi ki herkes kendine göre farkındalıklar yaşıyor, deneyimliyor, kimi teslimiyeti, kimi kendi kendine yetebilmeyi, kimi korkularıyla yüzleşmeyi, kimi sevgisini ifade etmeyi, kimi sadeleşmeyi, kimi faydalı olabilmeyi, kimi önemsemeyi, kimi her anın kıymetini, kimi herşeye rağmen gülümseyebilmeyi.

Daha yukarıdan, tüm insanlık için soru ise:

Yaşamda ve yuvamız gezegenimizde Nasıl bir uyanış yaşıyoruz?

Neyi öğreniyoruz? Neyi hatırlamaya ihtiyacımız var?

Günümüz MODERN insanının en büyük sorununun “AYRILIK/SEPARATION” olduğunu görüyorum:

Kendinden Ayrı Düşmek

Başkalarından Ayrı Düşmek

Doğadan Ayrı Düşmek

*

Separation from Self

Separation from Others

Separation from Nature

Şimdi yazarken tekrar sesli söylüyorum da, “Ayrı düşmek” de enteresan bir kelime, uzaklaşmak yerine ayrı düşmek diye kullanmayı tercih ettim, evet ayrılık “yanılsamasıyla” düşüyoruz belki de.

Tüm çalışmalarımda, dokunduğum insanlarda ve atölyelerimde üzerinde durduğum ana konu bu yüksek bilinç:

Süregelen “ayrılık” hali yerine “birlik” (communion) halinin uyandırılması ve yaşanması.

Çalışma şeklim, en derin enerjetik seviyede hatırlanmasına alan tutmak, kişinin kendi gerçek doğasına ve doğaya uyanışına vesile olmak.

Yoğun, kaotik ve çok hızlı hayatlarımız içerisinde mücadele, korku, hırs düzenine kapılıp kendimizle bağımızı, en yakınımızla bağımızı, komşumuzla veya belki sadece bir kez karşılaştığımız biriyle bağımızı, doğayla, yaşamla, yaratımla olan bağımızı bir kenara bırakmak yerine kayalardan nehirlere, örümceklerden gergedanlara, ağaçlardan soluduğumuz havaya, insanlardan minerallere kadar tüm yaşamın kutsallığını yeniden onurlandırmak. BİRLİĞİ kutsamak.

Dünyada hep beraber çarpıcı bir şekilde yaşadıklarımızı bu açıdan anlamlı buluyorum.

Tüm sözkonusu ortak acılar, mevcut izolasyon, kollektif alandaki duygu yükü ayrımları silmiyor mu? Bizi kendi özümüze, birbirimize, doğaya daha çok yakınlaştırmıyor mu? Şu ortamda dahi tek güven telkin eden kollar yine orman, deniz kıyısı, doğa ortamı değil mi?

Bu da geçecek de, bu da geçtikten sonra bir şeyleri değiştirmeye niyetimiz var mı?

Şu an dilenen özürlerin, verilen sözlerin, edilen kelamların yaşama taşınacak yüreklilikte olunduğuna dair inancım var.

Geç değil, BİRlikte yapabiliriz, kalpten, hepimiz kendi payımıza ne düşüyorsa oradan başlayarak, küçük veya büyük adımlarla, dürüstlükle, sahici bir şekilde, emekle, sevgiyle.

Andlar’daki Yüksek Şamanlar’dan, Laika’lardan gelen kadim bir söz var:  “AYNİ”

Doğru İlişki anlamına geliyor.

“Doğayla, yaşamla AYNİ içinde olmak”

“Doğayla, yaşamla doğru ilişki içinde, uyum içinde olmak” diye kullanıyorlar.

Onlar için bilgeliğin en temel unsuru bu.

Yeniden bakma, uyumlanma, hatırlama zamanı olsun.

Sezin.